_z1c4822Benim çekimi yaparken 🙂 (foto credit: Larien Digital)

Sevgili kızlar! Bugün tamamen farklı bir yazımı sizinle paylaşmak istedim. Genelde çok positif enerji olan bir kişiyim ve ne olursa olsun herşeyin içinde olumlu bir şey bulmaya çalışıyorum. Ancak son dönemde içim çok rahat olmadı. Bilmiyorum, acaba tamamen hamilelik kaygısı olabilir :-)) Belki saçmalıyorum, o zaman bu yazımı okuyup bana: ‘Yaa Karolina bırak kendine gel!’ bana söyleyin lütfen! Gerçekten üzülmem. Ancak ruhum ve dünyaya bakışım blogum gibi her zaman pembe değil 😉 Umarım bu yazımda hiç kimseyi üzmiyeceğim veya haksızılık etmiyeceğim. Benim amacım bu değil. Sadece yaptığım işim ile ilgili aklıma gelen daha gri ve siyah tonlarda olan düşüncelerim ve önemli bir sorum sizinle paylaşmak isterim: blogumu Türkçe yazmaya devam edim mi acaba? 

SOSYAL MEDYA TÜRKİYE’DE VS. POLONYA’DA 

Polonya’dayken reklam ve pazarlama dahil, Psikoloji okudum ve onun üzerinde master yaptım. Tabii ki o dönemde sosyal medya ancak yavaş yavaş yürümeye başladı bu yüzden belki tam uzman değilim ancak günlük hayatımda sosyal medya ile ilgili olan bütün trendlerini takip etmeye çalışıyorum. Polonya’dayken hiç bir zaman kendim blogumu yazmıyordum, Türk blogosferini daha iyi tanırım, ancak çok Polonya blogları takip ettiğim için genel bir fikrim var bu konuda. Bana göre Türkiye’de sosyal medyaların ve blogosferin güçü hala gerçekten keşfedilmemiş bir şeydir. Onların dönemi belki yeni başladı. Örnek olarak: çoğul markalar sosyal medyada hala aktif değil, mesela klasik medyada, televizyon gibi, reklam vermeyi tercih ediyorlar. Ancak bir atıyorum makyaj markası televizyonda reklam veriyorsa onun maliyeti çok yüksek ancak ulaştığı hedefi bazen alakasız olabilir: bu reklamı makyajda ilgilenmeyen erkekler, amcalar veya makyajı hiç bir zaman yapmayan bayanlara ulaşırı ve bıraktığı etkisi sıfır olacak. Sosyal medyada makyaj reklamı direkt bu konuda merakli olan bayanlara direkt şekilde ulaşabilir. Aslında verdiğim örnek çok kötü çünkü gördüğüm kadar ile en çok makyaj ve kozmetik markalar Türkiye’deki sosyal medyada aktiftir 🙂 O zaman makyajin yerine ev dekorasyonu veya bebek ürünleri, elektronik eşyaları vs. üretilen / satan markaları koyalım.

Ben bir şey almak istiyorsam onu genelde internette araştırıyorum, televizyonda veya gazetede değil, ya siz? Firmaların kendi basın bülteni okuyararak da değil. Kullanıcı yorumları bakıp, gerçek görselleri inceleyip vs. onun bazlı alış veriş ile ilgili kararımı veriyorum. Bu yüzden bloggerların / influencerin işi şu andaki dünyada çok önemlidir. 

Türkiye’de blog yazmak hala bazen günlük defteri gibi yazmaktır: içinde herşey var, bir konuya yönlendirme fazla yok. Millet blogu yazmak dışardan bu şekilde genelde anlıyor. Blogların grafik tasarımına da hala çok ağırlık verilmiyor sanki. Profesyonel bloggerler var tabii ki ancak genelde makyaj ve moda konuların üzerinde aktif oluyorlar. Ev dekorasyonu, tasarım vs. ile ilgili blogları gerçekten azdır. Aslında bu eksiği görünce blogumu yazmaya karar verdim çünkü ev dekorasyonu, fotoğrafçılığın yanında, hayatımın en büyük tutkusudur. Benim için dekorasyon blogumu yazmak sadece Pinterest’te bulduğum fotoğraflarını veya hazır basın bültenden markaların reklamları paylaşmak değil. En önemli olan bulduğum fikirleri kendim evimizde uygulamaktır ve hem kendime hem de başka insanlara ilham vermektir. Her zaman yeni bir şey öğrenmek ve başkalara iletmektir. Bütün en yeni trendlerini takip etmektir. Bence gerçek infulencer’in işi bu. Ve Polonya’da gördüğüm kadar ile sanki bu iş aynı şekilde yürüyor. Bilmiyorum belki haksızlık ediyorum ancak Türkiye’de benim gibi düşünencem hala çok popüler değil.

iskandinav evim3.jpgFotoğrafçılık ve dekorasyon hayatımın en büyük iki tutkusudur

EMEK VERMEK

Ben süper bir blogger belki hala değilim. Bazı en iyi bloglara bakınca ne kadar şeyler öğrenmem lazım farkındayım. Bana çok ilham veren bloglar örnek olarak:

(Aslında hedefimi ulaşmak için sanırım blogumun tasarımı daha çok profesyonel theme ile çözmem lazım)

Tabii ki iyi blogger olmak sadece güzel bir blogunun tasarımı yapmak değil, içerik de çok önemlidir. Elimden gelen yapıyorum ve yaptığım işime çok büyük bir emek vermeye çalışıyorum. Farkındaysanız kendi çekmediğim fotoğrafları veya kendi yazmadığım makaleyi hiç bir zaman sosyal medyada paylaşmıyorum. Yaptığım işe gerçek olmak isterim, takipçilerim de sanırım beni aslında bu yüzden takip ediyorlar çünkü benim için herşey ticari değil, yaptığım işe gerçekten bir emek ve zaman harcıyorum, bana özgü stilimi ve estetiğimi koymaya çalışıyorum.

Untitled.pngYeni minnoş lensim

Örnek olarak blogumun için fotoğraflarımı daha başarlı ve profesyonel şekilde çekmek için yatırım yapıp yeni DSLR makinesini ve çok güzel bir lensini aldım, takstilerini hala ödeyorum 🙂. Bu lensi bazı profesyonel fotoğrafçilar bile kullanmıyorlar. Sonra fotoğrafçılık kursuna gittim. Çalışınca ve küçük çocuğun annesi olunca bu çok büyük bir meydan okuması gibi geldi benim için. Birkaç hafta aldı çünkü. Pazar günleri kızımı eşime bırakıp bütün günümü kursum için harcıyordum. Çok zordu ve yorucuydu ancak kesinikle benim için çok faydalı oldu. İşteyken oğle arasında herkes dışara çıkıp hava alıyor, ben lunch zamanında genelde ofiste kalıp çektiğim fotoğrafların düzeltmesini yapıyorum. Yazılarımı evde akşamları, bazen geceleri yazıyorum. Bu işe bütün kalbımı koyuyorum ancak…

MARKALARIN BLOGGERLARA YAKLAŞIMI 

Türkiye’de markalar içeriğin estetiğine veya fotoğrafların kalitesine fazla bakmıyorlar sanki, bana böyle geliyor (yanlış isem özür dilerim). En önemli olan, satın alınmış olsa da, takipçi sayısıdır. Fotoğraflar telefondan çekilmiş olabilir, her hangi öykü yok olabilir, sadece ‘günaydın’. Blog yazılarında 2-3 cümle, bazen markaların kendi tanıtım yazısı. Hiç kimse rahatsız olmuyor ve bunlara değer vermiyor.

Polonya’da sadece en acemi bloggerlar bartır (reklama karşı hediye ürün) şekilde markalar ile tanıtım çalışmaları yapıyorlar. Takipçilerin sayısı mesela 10 binden yüksek ise artık her paylaşımdan veya blog yazısından para kazanıyorlar, belli bir ücretleme tarifi var. Markalar onu çok iyi anlıyorlar ve itiraz etmiyorlar çünkü profesyonel çekim için iyi ve pahalı DSLR makinesi lazım, fotoğrafları çekmek de çok zaman ve emek alıyor. Siz blogumda sadece 1 tane fotoğrafı görüyorsunuz ancak ben aynısından 20 tane çekiyorum sonra en iyisini seçip grafik programında onu düzeltiyorum. Üstelik güzel, samimi bir yazı yazmak. Tekrar diyorum: herşey çok zaman ve gerçekten çok emektir!

z1c8638-1Karolina yine çekimde 🙂 (foto credit: Larien Digital)

Türkiye’de para kazanmak bırakın, bartır çalışması bile çok yeni ve bilmeyen bir şey sanki. Şu anda bir açıklama yapmak istiyorum: benim gözüm kesinikle ücretsiz hediyelerde değil. Allaha şükürler olsun, ikimiz eşimle çalışıp para kazanıyoruz, ben istediğim şeyleri kendim kazandığım paramla alabilirim ve genelde alıyorum! Onun dışında evim artık dekorasyon aksesuarların doldur ve gerçekten bana bazen 10. yastığa hiç gerek yok… Ancak yazdığım dekorasyon blogunun böyle bir özelliği var – ben sürekli yeni trendlerini araştırıp, yeni markaları keşfetip hem ilginç içeriği oluşturmaya çalışıyorum ve bu ilham verici yeniliklerini kendim evimde uygulayıp takipçilerim ile paylaşıyorum. Zaten sizden gelen beklentiniz bu, benim hobim de bu: ev dekorasyonu. Bu yüzden bazen evimizin stiline uygun (genelde iskandinav tarzında olan) markalar ile tanıtım işlerini zevkle ve eğlence ile yapmak isterim. Bazı markalar gerçekten bu konuda çok harikadır ancak genelde örnek Instagram’da keşfettiğim markalara bartır teklifini verirsem sanki hırsızlık teklifini yapıyorum diye şekilde davranıyorlar (veya hiç cevap yazmıyorlar bile). Bu yüzden ben artık hiç bir markaya kendim işbirlik teklifimi vermiyeceğim, aldım dersim bu. 

Az önce bahsettiğim Polonya’daki tanıtımdan para kazanması konusu ile ilgili Türkiye’deki deneyimi sizinle paylaşmak isterim. Geçen çok büyük ve bilen bir marka bana kendi yazdı ve tanıtımın bütçemini sordu. Ben (fotoğraf çekimi dahil) gerçekten çok komik bir rakamı söyledim. Normal fotoğrafçiye giderse bu rakamın en az 10 kat fazla duyacaktı. Ona rağmen marka benimle çalışmak istemedi, sanırım bu işi tamamen ücretsiz yapacağımı sanmış…

img_0723

Başka, ters bir taraf da var – bazen Türkiye’de böyle de yaklaşımı olabilir:

SANA BU ÜRÜNÜ SEÇTİM / KENDIM YAPTIM, SANA HEDİYE OLSUN, SEN PAYLAŞIMI YAP!

Onu özellikle Instagram’da çok karşılaşıyorum, bana böyle çok mesaj geliyor (bu yüzden artık DM’ye fazla bakmıyorum bile, gerçekten kusura bakmayın, işbirliğini düşünen ciddi markalar bu zamana kadar hepsini beni e-mail adresimden ulaştı zaten). Bilmiyorum, belki kozmetik / makyaj konuların üzerinde yazan blogçu arkadaşlarım onu fazla karşılaşmıyorlar, sonuçta kozmetik kozmetiktir ve belki her kozmetik denemeye değerlidir, bilemedim. Ancak tasarım, dekorasyon tamamen zevke balı bir konulardır ve sonuçta herkes herşeyden beğenmek zorunda değil.

Örnek olarak: benim dekorasyon stilim çok spesifiktir, evimiz de çok spesifik şekilde kendim döşedim, renklerin kombinesi de spesifik… Güzel mi çirkin mi tartışılabilir (bence zevkler hiç tartışılmaz çünkü herkes başka bir şeyden hoşlanabilir) ancak bu stil %100 bana ait. Bu %100 benim – Karolina, %100 Iskandinav Evim. Bu yüzden blogumda, Instagram’da veya You Tube’ta paylaştığım herşey, markaların tanıtımı bile olursa, ücretli bile olursa yine %100 beni ve zamanla oluşturduğum dekorasyon stilimi ifade etmesi lazım. Beğenmedim bir şey, veya evimizin stiline bana göre uygun olmayan bir şey hiç bir zaman paylaşamam. Kuralım böyle, istisnası yok. Hiç kimseyi kırmak istemem ama bence bunu yaparken ben doğrusu yapıyorum, iç sesim bana bunu diyor.

Benim sayfam tanıtım sayfası değil. Bu Iskandinav Evim – pastel, modern, sade, biraz masalsı Ankara’da kurduğum bir yuvam. Bu yüzden tanıtımı yapsam bile bütün ürünleri her zaman kendim seçiyorum, tarzıma uygun olmayan ürünleri sayfamda paylaşmıyorum. Bazen çok üzülüyorum, bana gelen teklifleri reddedince belki istemeden birisini üzebilirim, ama sonuçta ben genç bir kız değilim, 34 yaşındayım ve 2 çocuğun annesiyim. Ne sevdiğimi, ne beğendiğimi, ne istediğimi çok iyi biliyorum ve herkesi mutlu edemem. Ondan farkındayım ve bazen gerçekten çok üzülüyorum.

Karolina ve Ela Atalar 2.jpg

Bu yazım çok uzun oldu ancak bir şey daha sizinle paylaşmak isterim (kim buraya kadar yazımı okudu? 🙂 Tebrik ederim gerçekten, Türkçem çok kayıyor biliyorum hihi).

ASLINDA BUGÜNKÜ YAZIM BU HİKAYEDEN BAŞLADI:

Geçen bir dekorasyon ürünü internette görüp çok beğendim ancak Türkiye’de hiç bulamadım. Baktım ki Polonya’da satışta var. Aslında tam sipariş ederken şansımı denim dedim, firmaya yazdım, kendimi ve blogumu anlattım. Acaba ürünlerinizin güzel fotoğraflarını çeksem, paylaşımı yaparsam bana indirim yapar mısınız veya bartır çalışmasını birlikte yapabilir miyiz? Artık Türkiye’deki bu konuda aldığım deneyimden sonra ümidim aslında sıfırdı. Ne oldu? Firma hemen bana dönüşü yaptı. Blogumu ve çektiğim fotoğraflarımı Instagram’da inceledi, çok hoşuna gitmiş. Çok güzel şeyler bana yazdı. Çok profesyonelsiniz dedi, bizimle işbirliğini sadece bartır şekilde yapmak istiyorsunuz, ondan emin misiniz (bunu 2 defa sordu bile). Çünkü dediğim gibi – memleketimde blogerlar bu işi ücret karşı yapıyorlar. Sonuç: 1 ürün değil, bana yaklaşık 15 ürünler gönderdi. Ustelik başka bir marka ile beni tanıştırdı, benim için mobilya seti şimdi hazırlıyorlar. Bartır duyunca çok mutlu olmuşlar, Türkiye’ye kargo bile etmek onlar için sıkıntı değil. Gerçekten Türkiye’de birkaç markaya aynı bir teklif ederken böyle bir tepki gördüm ki sanki büyük bir terbiyesizlik yaptım gibi… 😦 Büyük bir farkı gördüm.

Neden ben bunu sizinle paylaştım? Çünkü benim için sanki yeni bir kapı açıldı. Burada istediğim şekilde başaramadığım bir şey (sadece hobi olarak) sanki Polonya’daki blogglerlerin dünyasında aslında profesyonel bir iş olarak yapabilirim ve ona değer ve önem veren daha çok insan var. Bu yüzden bu işi artık kendim ana dilimde mi yapsam düşünmeye başladım… 

İstediğim şey, verdiğim emeğe ve zamana bir karşılığı olsun. Hobimi işe dönüştürmek, zaten gerçekten sevdiğiniz bir iş hiç bir zaman iş gibi değil, hobi gibi oluyor.. Bilmiyorum, kafam artık çok karışık. Benim yanımda olduğunuz için çok teşekkür ederim. Sevgilerimle kalın..

undtitled

Reklamlar

11 replies on “Dekorasyon blogger / influencer olmak… Türkiye vs. Polonya

  1. Yazının tamamını okudum, seni de yeni takip etmeye başladım açıkçası. Çift dilli (hem Türkçe, hem Lehçe) bir blog yazmayı düşünmez misin? Türkçen bence gayet anlaşılıyor ama anadilinde yazman da (anlattığın nedenlerle bilhassa) çok mantıklı. Çok haklısın kozmetik firmaları hariç sosyal medyanın gücünü tam olarak keşfedebilmiş değil Türkiye… Sevgiler…

    Liked by 1 kişi

    1. Thalassa merhaba ve hoş geldin! Bana verdiğin fikir çok manıtklı aslında. Çift dil (belki de Instagram gibi Türkçe – İngilizce de olabilir, Polonya’da genelde benim yaşta veya daha küçükler İngilizce iyi biliyorlar) düşünebilirim. ÇOk teşekkür ederim, sevgiler!

      Beğen

  2. Merhaba Karolina hanim💐 oncelikle cok uzgun ve kirilmis bir “karolina” okudum lutfen uzulmeyin.ben sizin her fotografinizda ve yazinizda gercekten baska bir enerji alarak sizi takip etmeye basladim ve eminim bircok takipciniz ayni seyi hissediyordur.siz cok samimisiniz dediginiz gibi kendini bilen ne istedigini bilen birisiniz.bahsettiginiz bu konuda aldiginiz olumsuz tepkiler sizin icin belirleyici bir etken olmasin zaten bakin baska daha guzel bir tepkiylede karsilasmissiniz ne guzel.. algilari ve onyargilari kirmak zordur bilirsiniz ama hep bir mutluluk olmalidir vardir 😊 lutfen uzgun olmayin gulmek size yakisiyor %100 yakisiyor hemde💕💕💕💕💕💐💐💐💐💐💐

    Liked by 2 people

    1. Berrinciğim, benim en sevgili takipçim 🙂 Çok teşekkür ederim, bana moral vermeye çalışıyorsun. Çok tatlısın, çok sağol gerçekten. Seni çok öpüyorum. Senin gibi takipçilerimi düşünerek sanırım Türkçe yazmaktan hiç bir zaman vazgeçemem 🙂 sevgiler

      Liked by 1 kişi

  3. Bahsettiginiz konuyla ilgili bilgim olmadigi icin birsey diyemedim kusura bakmayin 😳daha cok uzulmus olmaniz beni etkiledi bu yuzden yazdim 💐

    Liked by 2 people

  4. Yazınızın tamamını okudum ve ben de uzun yazıyorum, hazır olun:) Blogunuzu birkaç aydır takip ediyorum ve bence çok geç kalmışım, fikirleriniz bir harika. Zevklerimiz cok benziyor ve Türkiye’de veya Türkçe siteler arasında yalın ve aydınlık İskandinav stilini bulmak gerçekten çok zor. Kaynaklarım IKEA ve H&M Home ile sınırlıyken sayenizde başka türlü haberim bile olmayacak bir sürü marka tanıdım. Üstelik ben de bir kız bebek bekliyorum, hamileliklerimizin haftası dahi aynı:) Kızınız Ela’nın odasını hayranlıkla inceliyorum ve bebeğiniz için yapacağınız değişiklikleri ve alışverişleri sabırsızlıkla izliyorum. Bu gidişle kızlarımızın odası tıpatıp aynı olabilir:))) Sizi yeni bulmuşken kaybetmeyi hiç ama hiç istemem. Ne yazık ki pek çoğumuz hayatımızın bir döneminde bu tip hayal kırıklıklarıyla karşılaşıyoruz bu ülkede. Tabii ki sizi ne mutlu edecekse onu yapın, mutluluk ve başarı duygusu blogunuzu cok daha ileriye taşıyacaktir bundan eminim. Ancak benim sizden dileğim yazılarınızda ikinci bir dil olarak ya Türkçe ya da İngilizce kullanmaya devam edin ki sizi anlayabileyim:) Bir de paylaştığınız ürünleri Türkiye’de bulabileyim:) Bazen yurtdışından gelmiş olsa bile buralardan bulabileceğimiz alternatif kaynaklar da gösteriyorsunuz, o da çok iyi oluyor. Ayrıca bence Türkçeniz çok tatlı:) Başarılarınızın devamını dilerim. Sevgiler

    Liked by 2 people

    1. Şebnem Hanım merhaba, ne kadar mutlu oldum yorumunuzdan anlatamam. Çok teşekkür ederim. Gerçkten bunu okumak sanki doğru bir işi yaptığım diye bana bir işaret veriyor. Çok sağolun, iyi ki varsınız ve iyi ki bana yazdınız 🙂 Çok öpüyorum !!!

      Liked by 1 kişi

  5. Merhaba uzun zamandir takibinizdeyim yorumlara cevap vermeniz bile cok tatli gelmisti ve ilk zamanlara gore gitgide yazi diliniz duzeldi zaten bu amacla yazmaya baslamistiniz yanilmiyorsam.kesinlikle birakmayin yazmayi bende cift dilde yazmanizi oneririm daha once polonyaya gittigimden bahsetmistim bu nedenle en cok polonyadan hesap takip ediyorum kendimce yazdiklarini anlamaya calisiyorum ceviri ozelligini kullaniyorum falan bu nedenle hem turkce hem lehce yazmaniz benim icin cok hos bir sey olur😍 yasantinizda 2 farkli ulkenin kulturunu birlestirdiginiz gibi dilini de birlestirmis olursunuz 😉

    Liked by 2 people

    1. Çok teşekkür ederim 💕 Böyle yorumları okuduktan sonra Türkçe yazmayı nasıl birakabilirim ki kendime soruyorum 😊 umarım devam ederim! Son günlerde o kadar kalbımı ısıtan tepkiler ve yorumları aldım, sanırım bu fikir açıkcası aklımdan tamamen çıktı. Başka bir çözüm bulmaya çalışırım 🙏🏻 belki çift dil olabilir, bakalım. Yakında blogumun grafiğini de biraz değişeceğim. Tekrar çok teşekkür ederim❤❤❤❤👩‍❤️‍💋‍👩sevgiler

      Beğen

  6. Bende sizi takip etmekten resimlerimizi incelemekten çok hoşlanıyorum enerji veriyor bana iki dil fikri bencede çok mantıklı yapabilirseniz çok sevinirim😘

    Liked by 2 people

cevapla

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s